biraz uğurböceğiydi görmek istediğim *
Kış

Cümlelerin suskun yine sevgilim, gözlerin gözlerimden utanır gibi yoksa yine mi terin başkasının yatağına karıştı ?

Gülüşün nereye koyacağını bilemediğin ellerinle tezat oluşturuyor adeta yoksa yine mi gidişinin acısını saklamaya çalışıyor ?

Bıraktım dediğin sigaranın paketi cebinden kendini gösterme çabasında o da mı yalandı ?

Aramızdaki mesafelere bakma sen sevgilim, saklamak istesende uykusuz gecelerini saçına karışmış sakalın ele veriyor kendini ya da kırış kırış olmuş gömleğin aynası huzursuzluğunun.Şimdi kalktın masadan bir kaç sahte kahkaha savuruyorsun etrafına, içindeki uzun kışa inat kısa baharına alıştırmaya çalışıyorsun kendini günlük hayatında.Akşama görüşürüz”ler havada uçuştu bak yine oysa evine gidip kendini attığın koltukta sızıcaksın bu gece de.

Biliyorum sevgilim, sen bilmediğimi sanıyorsun hala ama ben biliyorum nasıl başa sarıp sarıp gittiğin günü tekrar ettiğini, o koltukta her sızışında yeni bir ayrılığı rüyalarına not ettiğini.

Dedi ki :

Anlık hatıra tüneline girişlerim var ki bir tek o koyuyor.

Anılarımı silebilen, zamanında hissettiğim duyguları unutturan bir teknoloji çıksın istiorum.Hiç bişey yokken çok saçma bir materyal bana çok acı veren bir şeyi hatırlattı diye boş boş dalıp gitmek istemiorum.


e.

Burda herşey çok bulanık ,
günler çok anlamsız.

Eskiden sevdiğim bi çocuk vardı uzak şehirlerde, bende çocukça sevdim onu uzak şehirlerden sonra ayrıldı yollarımız, başka hayatlarda bulmaya çalıştık birbirimizi.

O yeni sevgilileriyle çıkageldi karşıma, ben yeni adamları sevdim onun yerine.

Yıllar geçtikçe kaybolduk, kayboldukça aslında birbirimizi bulduk.

Saatlerden daha fazlası gerekir bazen ölmen için, intihardan daha fazlası, bazense ölmemek için tek nefes hakkın vardır oda kalbindekinin nefesi.

Yağmur yağardı her akşam pencereme ben satırları karalarken, o yağmur hiç dinmezdi kimse de görmezdi ama sen gelsen görebilirdin benimle, bir gün kendi yağmurumuzu izleyebileceğimizi hayal ederdim hep, şimdi gerçekleşmesi için umut kapım ilk defa sonuna kadar açık.

Burda herşey çok bulanık ama yanına gelince aydınlanacak dünyam.

” Biliyorum beni sevmiyorsun, biliyorum bana aşık değilsin ama n’olur beni bırakıp gitme , Şuan sana çok ihtiyacım Var .” gibi.

Kırık

Bazen bişeyleri anlatmaya çabalamak bile anlaşılmak için işe yaramıyor.

-Naber ?

-Kötüyüm.

-İyi bakalım, hadi ben kaçtım.

Saçma diyaloglarımız arasında görünmez duvarlar var sanki .

” Senin huzurun önemli ” diye diretenlerin huzursuzluk yaratması garip bir çelişki,

aynı ” Seni asla bırakmayacağım ” diyenlerin gitmesi gibi.

Başını kaldırıp gökyüzüne baktığında gözüne takılan bir yıldız olmak istemen senin buraya ait olmadığının kanıtı aslında, ki bu yüzdendir hep gitmek isteyişin.

Tabi sormak lazım gidenlere, gidipte kurtulabilmişler mi ?

Gece yolculuklarında ki düşüncelerini göz temaslarıyla paylaşır yolcular ama hep kaçak göçektir bakışmalar.En önemli kısmı kendilerine saklamak isterler, sanki bir midyede saklı inci gibi aslında en büyük hüzünlerini saklarlar.

Hiç farkettiniz mi bilmem ama odanızın dağınıklığıyla ters orantılı hayatınızın dağınıklığı.Kafanızda toparlayamadığınız şeyleri sanki çekmecelerinize dizebilecekmişsiniz gibi dizersiniz kıyafetlerinizi.

Bazen işin içine temizlikte eklenir, silemediğiniz anılar yerine parke taşlarının olmayan lekelerini silersiniz.

Çok yakınlarınız aslında hep en uzaklarınız size, çünkü uzaklar acı verir insana, insanlar duvarlar örerdi eskiden şimdi yalanlar örüyorlar üzerlerine.

Bırakıp gitmeler hep en kolayı, şimdi al ceketini ve çık aslında kapıdan, yollar ne kadar uzun aynı hayat gibi, yollar ne kadar karanlık aynı için gibi, yollar ne kadar soğuk aynı en sevdiklerin gibi.

Gidersin gitmesine de kendini de alıyorsun ya yanına işte en çok o koyuyor insana.

4.15

Seni düşünüp karaladığım sayfalarım kapladı odamı, yine.Oysa her sabah bir poşetin içine tıkarak uzaklaştırmaya çalışıyorum seni kendimden.

Seni sevmediğim zamanlarda bile ne kadar çok sevdiğimi anladım anlayalı aynalara bakamaz oldum, sırf göz bebeklerimde seni görürüm, sırf görüntüne bir kez daha aşık olurum diye.

Sana benzeyen yüzler gördükçe sokaklarda-yollarda-şehirlerde ben, sensizliğin yarasına tuz basıyor hayat inatla.Biliyorum canımı acıtmaktan öylesine zevk alıyor ki sürekli bana seni hatırlatıyor!

Yalan söylüyorum, aslında tüm suçu hayata atıyorum ben.

Sensizliğimin yarasıyla oynayan benim durmadan didinmeden, seni hatırlamak için hafızam bir kere bile zorlanmıyor, seni unutmayı kalbim adeta reddediyor.Sanki seni unutursa atmayı da unutacakmış gibi.

Ben şimdilerde yine seni sevmediğimi tekrar edip duruyorum kendime ama söyledim ya seni sevmediğim zamanlar da bile ne kadar çok sevdiğimi yine bir ben biliyorum, yine bir ben yastığa sarılıp gizlice ağlıyorum ve yine bir ben belki gelirsin bir gün diye o çok sevdiğimiz yerde biramı sipariş edip yakıyorum sigaramı.

Kimse bilmiyor senin neden gittiğini, kimse bilmiyor asla neden gelemeyeceğini.Bir ben biliyorum, bilerek susuyorum.

Cümleler kusmak istiyorum, içimde beni diri diri yiyen zorundalıkları çıkarıp atmak istiyorum,yapamıyorum.

Deniz kenarında yürüyüşlerimizi aklıma getiriyorum, çenemi tutuşun, bana bakışın ve nefesinin nefesime değdiği anda ki hislerim.Dünya dursun isterdim o anlarda, dursun ve bir daha dönmesin.Dönerse seni benden uzaklara götüreceğini bilirdim ve bir daha geri gelemeyeceğini.Ah bir bilsen kalbimde kanayan bu yarayla kaç bahar geçirdim sensiz, kaç yaz deniz kenarına gidemedim, martılara atamadığım ekmekleri hep kanıma doğradım.Ah bir bilsen sensiz kaç yağmur tanesi  vurdu yüzüme, gözyaşlarımı silsin diye kaç peçete kullandım günlerce ve kaç şişe bitti uzun gecelerde.Bir bilsen tadı olmadığını toprağın üstünde yemeklerin, rengi yok gök kuşaklarının ve aydınlatmıyor güneş sabahlarımı.

Bazen yalın ayak basıyorum toprağa hissedersin belki diye, çiçeklere dokunuyorum, onları kokluyorum.Ah kokusu bile unutulmuyormuş sevgilinin.

Bakamadığım bütün fotoğrafları rafa kaldırdım, dinleyemediğim bütün plakları bir de.

Gittiğinden beri yaşamaya çalışmak tekrar eden bir işkence sanki.

Nefes alabilmek için sığındığım bedenler ve ruhlar o kadar yalancı ki ve ben de onlarla o kadar yalanım ki kaybolup gidiyorum boşluklarında.

Hiç gelmeyecek birini bekliyorum, kimse bilmiyorum neden gelemeyeceğini ve ben susuyorum.

1102-21-32

Arka fondaki müziğin ritmine uygun hareket edişin belki bu kadar cazip gelen,

kulağına fısıldıyorum seni,

dokunuşun sanki yağmur gibi.

Bende öyle dokunuyorum sana ,

oysa bıraksan tenine tenimi kazırım tırnaklarımla.

1102-21-22

Hissettiğim herşeyi seninle birlikte kaldırıp bir sandığa kilitledim.Anahtarını kaybetmeye çalıştıkça bumerang misali bana geri gelişi Evren’le aramdaki diyaloğun ne kadar boktan olduğunun bir göstergesi gibi.Zaten kendisiyle yıldızımız hiç barışmadı nedense.İki küçük çocuk misali sürekli kavga halindeyiz.Ben düşüncelerimi iki pelik halinde örüyorum oda sürekli peliklerimi çekiştirip duruyor.Çekerken kopardığı saç tellerim hatırlamak istediklerim,kalanlarsa hep unutmak istediklerim.

Çoğu zaman sabrımı deniyor, daha ne kadarına dayanabilirim diye.Bazen canı o kadar çok sıkılıyor ki stres topundan farksız oluyorum onun için.Sanırım hiç aşık olmamış eğer olsaydı bu denli uğraşmazdı benimle.

Tıpkı Eros’un da olmadığı gibi…

Bazen Eros’un oklarını onun götüne soksak nasıl olur diye düşünüyorum.Bu fikrimi Şeytan’a açtım çok beğendi, makul bir anlaşmayla yardımcı olabileceğini söyledi.Anlaşma şartı olarak ruhumu istiyor ama, kabul etme konusunda kararsızım, gerçi sen gidince Ruhum da kendini banyoya kilitledi.Gün aşırı kendini suda boğmayı deniyor deli.Oysa başarılı olamayacağını bilmesi gerekirdi, sen gidince benim de başaramadığım gibi.

Sen gittin diye bedenim de küs bana, organlarım isyan ediyor, hepsi Kalbi suçluyor, oysa asıl sebebi Beynim, Kalp ise ona olan aşkından susuyor.Beynim senin taklidinde, gitti ve geri gelmek bilmiyor.

Bense bazen boş bir bok çuvalı gibi devrilip duruyorum.Dik durabildiğim zamanlarsa malum hayatın bokları destek materyalim.Düşüncelerimiz adeta bir kanalizasyon olmuş, ” tıkanmasına ramak kala ” aşamasındayız.Sondaj lazım diyorum ama çıkacak kokudan korkuyorum.

Bazen yağmurda ikimizi hayal ediyorum, tenime değen damlalar hiç ıslatmıyor ama soğuğu sarıyor etrafımı.Senli rüyalarım bile aynı sen gibi, hep isimsiz kalıyor.

Şimdilerde kağıt ve kalemle çok yakın arkadaşız, bazen ufak tartışmalarımız oluyor ama hoş görüyorlar beni.Bende artık triplerimden arındım aslında, gelmezsin biliyorum ama gelsen artık mis gibiyim sevgili.

Bir tarafın var senin Hiç bilmediğim,  Söylediğin tüm şeyler Asla doğru değildi,  Ve oynadığın oyunlarda Hep sen kazanırdın. 
Ama ben ateşe verdim yağmuru, Yağışını izledim yüzüne dokunurken, O yandı ben ağlarken Çünkü ismini bağırdığını duydum, senin ismini
Ateşe verdim yağmuru Ve bizi de attım alevlere Bir şeylerin öldüğünü hissetim. Çünkü biliyordum ki bu sondu, sondu.

Bir tarafın var senin
Hiç bilmediğim,
Söylediğin tüm şeyler
Asla doğru değildi,
Ve oynadığın oyunlarda
Hep sen kazanırdın.

Ama ben ateşe verdim yağmuru,
Yağışını izledim yüzüne dokunurken,
O yandı ben ağlarken
Çünkü ismini bağırdığını duydum, senin ismini

Ateşe verdim yağmuru
Ve bizi de attım alevlere
Bir şeylerin öldüğünü hissetim.
Çünkü biliyordum ki bu sondu, sondu.

ağustos *

Bazen kendimi kocaman bir boşluk içerisindeymişim gibi hissediyorum.Bu boşluk o kadar büyük ki her şeyi yutuyor geri vermemecesine ,öncesinde sadece hayallerimdi aldıkları , zamanla hayallerimin yerini gerçeklerim aldı sonrada hislerim…

Küçükken denize baktığımda gördüğüm rüyalar vardı , sonsuzluk ve huzur vardı şimdilerde denize bakmak boş bir sayfaya bakmak gibi adeta , anlamsız .Baktığım her şey anlamsız aslında hani hep derler ya bakmak ve görmek farklı şeylerdir diye ben eskiden görüyordum her şeyi şimdilerde sadece bakıyorum.

Birde dalgınlıklarım var bu aralar , bir yerdeyken aslında o yerde olmadığım anlar çoğaldı.Kayıp saniyelerimin yerini kayıp dakikalar , hem de çok uzun dakikalar aldı.Bir anda buraya nasıl geldim ya da nerdeyim ben diyebildiğim kayıplarım aldı.

Hayatın asıl yanı olan ‘’ yaşamayı ‘’ adeta es geçiyor gibiyim, nefes alıyorum , bakıyorum , yürüyorum ama yaşamıyor gibiyim.Görünürde belli olan bir durum değil bu , görsen ‘’ yaşıyorsun ya ‘’ dersin …

Eskiden uzaklara gitmek istiyorum derdim , şimdilerde gitmek istemekle kalmıyor planlar yapıyorum.Son 1 yıl diyorum kendi kendime , son 1 yıl gidişim için…

Özlediğim hiçbir şey yok ne kadar garip değil mi , insanın özlediği bir şeyler mutlaka olur hayatında , bense özlemek nasıl bir şey onu bile hatırlamıyorum adeta.

Çoğu zaman keşke diyorum , keşke parmağımı şıklatsam da beni bu kadar hissizleştiren her şeyi unutabilsem, o zaman kolay olurdu her şey , belki , ne dersin ?

Güvendiklerim güvenimi boşa çıkarmazdı  , sevdiklerim beni incitmezdi , yalanlara bu kadar çok bulanmazdık , çocukça oyunların peşinde koşmazdık … Eğer eskisi kadar saf olsaydık.Ama insanlar büyüyor ve büyüdükçe birbirlerini yıpratmak için daha çok hata yapıyor . Sonra her şey affediliyor , affediliyor affedilmesine de unutulmuyor . Keşke unutabilseydik tüm kırgınlıklarımızı , yaralarımızı , o yaralarımızı bıçakla oymaya çalışanları …

Bir uçurtma yapmak istiyorum , kıpkırmızı olsun istiyorum üzerine bütün acılarımı yazayım sonra . Bir ipe bağlayıp koşarak uçurayım onu , havalansın üzerinde acılarımın yazdığı uçurtmam , aniden yağmur başlasın sonra uçurtmanın kırmızısı acılarıma karışsın aksın yeryüzüne , tıpkı gözyaşlarımı içime akıttığım zamanlarda ki gibi kıpkırmızı damlalar düşsün yeryüzüne.Belki o zaman arınırım onlardan , onlardan arınırsam kendi günahlarımdan da arınırım belki o zaman . Hayatta her şeyi yaşamamızın nedeni biziz aslında , bazen yanlış tercihler, bazen kendi hatalarımız , bazen seçimlerimiz , hatta hayallerimiz , kendimizi inandırdığımız gerçeklerimiz …

… Küçük kız uçurtması elinde koştu … Koştu … Koştu … Ama hiç yağmur yağmadı , o kadar çok acı vardı ki dünya da ve o kadar çok gözyaşı Mikail bile şaştı bu işe.Yağmur yağdırmadı hiç . Sonra kuraklaştı dünya hisler kayboldukça daha da kuraklaştı . Çöl ? Çöller ? Geride kalan sadece gördüğümüz daha doğrusu görmek için zorladığımız seraplar…